Berlin Alexanderplatz

tekte oturup izlenilecek bir şey değil bu, sonuçta bir tv dizisi şeklinde yapılandırılmış bir yapım. dolayısıyla her bölümün sonunda burayı güncelleyeceğim.

tombul fassbinder abime selamlar olsun, sonumuz da hayrolsun.

-----

1- Die Strafe Beginnt (Ceza Başlıyor):
Franz Biberkopf, kız arkadaşını öldürmekten girdiği hapisten dört senenin sonunda çıkar ve dizimiz başlar. Almanya RTÜK'ünün sağlam şekilde uyuyakaldığı ve izleyeni izlerken nefes darlığı geçirmeye itecek boğuculuktaki bu birinci bölümde ise; izleyici olarak Franz'ın hapse girmeden önceki hayatına geri tutunmaya çalışmasını izliyoruz. Ağır bir giriş bölümü bu, temponun yavaşlığından veya ağır sinema formatında olduğundan değil ama. Olay daha çok Fassbinder'ın kurduğu dünyada. Diziyi izlerken o üre , o nem, o ıslak tahta kokuları burnunuza geliyor resmen hani; o kadar boğucu ve umutsuz bir atmosfere sahip ki dizi, izlerken aynı anda hem iğrenip hem de atmosfere daha da çok gömülebiliyorsunuz. Ayrıca bu atmosfer, Fassbinder'ın yönetmenliğinin kaba ve çiğ tonlarıyla mükemmel bir uyum içinde gidiyor. Dizinin yazımındaki ciddiyet / kara mizah dengesi de ayriyeten Twin Peaks'i hatırlattı bana. Cinayet sahnesinin Newton denklemlerine uyacak şekilde anlatıldığı bölümler falan gerçekten izlerken bana başarılı kara mizah işlerinin "burada harbiden eğlenmeli miyim lan" pişmanlığını yaşattı. Üstüne üstlük çok ilgi çekici bir karakter Franz ve performansı da ciddi anlamda harika. Sonuç olarak, boğucu, ağır, alışması zor bir giriş bölümü olsa bile bir hayli etkilemeyi başardı beni Berlin Alexanderplatz. Fassbinder'ın sinematik dili beni yerime mıhladı, performanslar hayran bıraktı, senaryo yazımı şaşırttı. İzleyiciyi konfor bölgesinden uzağa çekmeyi amaçlayan bir yapım olarak da söyleyebilirim ki, başardı. Peki buradan nereye gidebilir? Hiçbir fikrim yok, dolayısıyla izleyip göreceğiz.

2-Wie Soll Man Leben, Wenn Man Nicht Sterben Will? (Biri Nasıl Yaşayabilir, Eğer ki Ölmek İstemiyorsa?):
Dizi ilk bölümde tutturduğu tarzda devam ederken karakterimiz Franz da hayatına aynı şekilde devam ediyor. Geçim çabası içinde bir Nazi gazetesi satmak zorunda kalan karakterimiz üzerinden 2.Dünya Savaşı öncesi Almanyasının kaotik politik durumunun ufak bir portresi çıkartılmaya çalışılıyor. Başarılı mı? Eh. Yer yer çok güzel noktalara dokunan diyaloglar, yer geliyor iyi bir miktar anlamsızlaşıyor. Aynı zamanda dizi naratifinin monolog sistemi sayesinde araya giren bazı pasajların yersiz olduğu cidden hissediliyor. Buna rağmen ilk bölüm kadar güçlü olmasa dahi yine kaliteli ve farklı bir bölüm bu da. Franz'ın tutunma çabası tüm sağlıksızlığıyla devam ederken, Fassbinder'ın bu epiği bizi nereye götürecek, göreceğiz.